BİYOLOJİK SİLAHLAR TARİHTE NERELERDE KULLANILMIŞTIR?

Biyolojik Silah nedir? Tarihte nerede kullanılmıştır? Kim kullanmıştır? Zararları nelerdir? Detaylar Haberimizde.


Biyolojik silahların kullanılmasının tarihte birçok örneği bulunmaktadır.

1346 yılında Moğolların Kefe kuşatmasında, mancınıklar ile vebadan ölmüş insanları şehrin içine atması biyolojik silah kullanımının ilk örneği olarak gösterilebilir. Kayıtlarda geçen bir diğer örnek ise 1756-1763 yıllarında İngiltere ve Fransa arasında yapılan Yedi Yıl Savaşlarında çiçek virüsünün kullanılmasıdır. İngilizler Kızılderililere çiçek virüsü bulaşmış battaniyeler vererek onları savaşta saf dışı bırakmıştır.

Tarihte biyolojik terör ajanlarının kullanılması devam etmiştir. Birinci Dünya Savaşında, Almanların gizlice düşmanlarının at ve sığırlarına şarbon ve ruam hastalıklarını bulaştırması, Ruslara karşı veba ve İtalyanlara karşı kolera hastalıklarını kullanması kayıtlara geçen örneklerdir.

Biyoterörün bir devletten bağımsız olarak kullanılması 1990’larda Japonya’da gerçekleşmiştir. Dini bir terör örgütü olan Aum Shinrikyo’nun Tokyo metrosunda zehirli bir gaz olan sârin gazı ile gerçekleştirdiği saldırıda 5000 kişi etkilenmiş, 1000 kişi hastaneye kaldırılmış ve 19 kişi hayatını kaybetmiştir. Örgüt, oy vermeye gidecek vatandaşların sayısını azaltarak yerel seçimi etkilemek amacıyla bu saldırıya başvurmuştur. Bu saldırıdan bu örgütün sorumlu olduğu bir sene sonra başka bir soruşturma sırasında tespit edilmiştir. Bu örnek en güçlü devletlerde bile biyolojik saldırıların tespit edilmesinin ve engellenmesinin zor olduğunu göstermektedir.

ABD’de 1997-1999 yılları arasında belirli kurum ve kuruluşlara yaklaşık 50 adet şüpheli toz içeren posta gönderilmiştir. Şarbon tehdidiyle inceleme altına alınan postaların gerçek şarbon taşımadığı tespit edilmiştir. Akabinde gerçekleşen 11 Eylül saldırılarını takip eden haftalarda farklı kurumlara şarbon içeren postalar gönderilmiş ve bu olaylar sonucunda 22 kişinin enfekte olmuş ve 5 kişi de hayatını kaybetmiştir.

Ülkemizde de 2014 yılının Kasım ayında farklı başkonsolosluklara ve Ankara Adliye Sarayı’na sarı renkli toz madde içeren mektuplar gönderilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda şüpheli paketlerde herhangi bir biyolojik tehdide rastlanmamıştır.

Biyoterör tehdidinin önceden tahmin edilip engellenmesi çok düşük bir ihtimaldir. Bu gibi saldırılarla karşılaşıldığında toplum olarak hazırlıklı olunmalıdır. Öncelikle devlet tarafından yeterli bir sağlık alt yapısı oluşturması ve yetkili kurumlar arasında iyi bir haberleşme ağı kurulması gerekmektedir. Sonrasında bir tehdidin varlığı tespit edildiğinde halk şeffaf olarak bilgilendirilmeli, yetkililer tarafından kamu açıkça aydınlatılmalı ve alınacak önlemler hakkında insanlar yönlendirilmelidir. Sonuç olarak biyoterör günümüzde varlığını sürdüren bir tehdittir ve küresel bir güvenlik ağı ile bu soruna ve sonuçlarına karşı önlemler alınmalıdır.

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör